13 Ekim 2012 Cumartesi

Rutinlik Üzerine

8 yıl geride. Hâlâ önümde uzun bir yol var. Rahatım oldukça. Televizyonum karşımda. Seçmişim zamanı öldürmenin en basit ve en kuvvetli türünü. En büyük katil benmişim de haberim yokmuş. Daha fazla cinayet işlemek için g*tümü yırtıyormuşumda haberim yokmuş. Bu böyle sürdü. Sürdü. Sürdü. 4 yıl kadar falan. Sonra ufak çaplı, farklı duyumsamalar yaşanmaya başlandı. Tabii bu karşı cinse karşı gelişti. Yalnız değişen şey bununla kalmadı. Televizyon etkisinden sıyrılmış, müzik ve filmin(az da olsa bilgisayar oyunları) etkisine azar azar girmeye başlamışız. E bu da nerden baksan 4-5 yıl kadar sürdü.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu zaten. Önünde bencilliğin, hilekarlığın, riyakarlığın… kısacası bütün rezilliklerin sentezini içeren bir kavram var. Ve sen bu kavramın içindesin. Seçim şansın yok. Bu ölümcül engeli aşman için hiçbir yolun yok. Çünkü bu yolu aşmazsan sen “insan” değilsin “insanların” gözünde. Bu yolu bu kadar abartılı yapan da yine o “insanlar”. Ah o “insanların” ağızlarına ağızlarına yapıştırmak var ama o da olmuyor ki. Çünkü bunu yaparsan yalnızsın demektir. Ve ne demiş E.C. :”İnsanın insandan başka dayanağı yok. Yalnızlık bile, başka insanların varlığı bilindikçe bir anlama kavuşuyor.”(1960) Böyle b*k bir durumun içindesin ve kimseye anlatamıyorsun. N’oluyor sonra? Dilenci velet yol boyunca k*çının dibinde para istiyor. Otobüse yetişme süresi hiç sabit kalmıyor. Simitçi simitini satıyor. Sen her zamanki yerinde içiyorsun. Ve bu hep böyle. Böyle. Böyle ve böyle devam ediyor. Hiç hiç ama hiç bir fark yok. En ufak bir fark oldu mu senin zaten s*kinde bile olmuyor ki! Her neyse, biter diyorsun. Ama hayır. Bitmiyor. Tek bir soru var kafanda: Acaba bu işin sonunda bir “kaybeden” mi olacağım? Ama bu soru da korkutmuyor seni. Hatta bir nevi rahatlatıyor. Bunu kabullenirsen bütün bu “rutinliğe” bir son verebilirim diye düşünüyorsun. Ama bir yandan da acizlik gibi geliyor bu sana. Bu düşünceler saatlerini alıyor. Bir kaç gün sonra fark etmişsin ki o saatler günler olmuş. Daha sonrasında haftalar ve aylar sürdüğünü eklemeye gerek yok sanırım. Tabii bu süreç boyunca sürekli bir “rutinlik” var. Ama sürekli!



Derken son. Bütün o ayları boş bir zaman kaybı olarak görüyorsun. Ama bir yandan da şaşırıyorsun. Çünkü alışmıştın artık. Zihin düşünse de beden reddediyordu o düşünceyi. Adeta vücudunda iç savaş yaşanıyor. Neden mi? Çünkü hâlâ o velet dileniyor. Hâlâ otobüse yetişemiyorsun. Simitlerin küncüsünü hâlâ üzerinde hissediyorsun. Ve en önemliside hâlâ aynı yerde içiyorsun. Bu neden en önemlisi biliyor musunuz? Çünkü sen bu içme işini o b*kluk döneminde sıkıntıdan patlamamak için yapıyordun. Hoş bunu yaparken de sıkılıyordun ama en azından kısa bir rahatlık veriyordu. İşte o dönemden sonra yine aynı his varsa bir şeyler gerçekten “rutin” demektir. Hem de fazlasıyla.

Written By Taylan Özgür Coşkun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder