13 Ekim 2012 Cumartesi
'12 Yazından Bir Anekdot
02.31. Yalnızım. Oturuyorum. Değiyor ayaklarıma kumlar. Aslında rahatsız edici. Fakat mutlu ediyor bu beni tuhaf bir şekilde. "Tuhaf". Üç metre ötemde kıyı. Durmadan dalga sesleri girip çıkıyor kulaklarımdan. Bu ise hiç te tuhaf olmayan bir şekilde mutlu ediyor beni. "Tuhaf olmayan bir şekilde". Yanımdan geçiyor insanlar. Bir çoğunu da tanıyorum. Fakat ne onlar selam veriyor bana ne de ben tenezzül ediyorum selam vermeye onlara. Gece beni saklıyor onların iletişiminden. Bense bu durumdan hoşnut bir şekilde tütünümü çekiyorum içime. Ama yine bu durumu ve geneldeki durumumu, her defasında nasıl oluyorsa bilmem, bozan şey çıkıyor karşıma: Pop Müzik. Bu kadar emekten ve sanattan yoksun bir zırva nasıl olur da bu kadar el üstünde ve dilden dile dolaşır bilmem doğrusu. Sorun ben de diyeceğim fakat kanımca hak etmiyorum bu suçlamayı. Ve bir nefes daha. Önümdeki saçma sapan süslemeli ahşap iskeleye bakıyorum. Dağınık bir fil sürüsü misali dağılmış insanlar. Ve içlerinden yine bir tanıdık yaklaşıyor bana doğru. Kalkanım iş başında neyse ki. Hiç şüphe uyandırmadan başarılı bir şekilde sıyrıldı bu durumdan da. Ve yeni bir tütün alevleniyor dudaklarımda. İçime çektiğim anda ucundan çıkan çıtırtı sesleri duyuluyor ve adeta kalkanımı yarıp beni açığa çıkartırcasına yanıyor kurumuş dudaklarımın arasında. Bir anlık gerilim... "Korku". 03.01. Kalktım. Yürüdüm uzunca. Ve birden küçüklüğümden bu yana her görüşümde aklıma dank eden fikir... Yine aynı şeyi yaptı. Her defasında hilal şeklinde gördüğümde ayı aynı fikir... Sanki uzayın o dehlizlerinde, sürü şeklinde yaşayan "dev kabilesi"nden biri tırnağını kesmiş ve fırlatmış uzay çöplüğüne! Yalnız, sanırım bu sefer ki dev oldukça bakımsız. Neden mi? O hilal şeklindeki ayın sarıyla turuncu adasında gidip gelen, hiç bitmeyen bir şekilde, karmaşık bir rengi var da ondan! "Karmaşık". Uzun uzadıya seyrederken ayı yolun sonuna geldiğimi ve artık ya geri döneceğimi ya da en kısa sürede bir yere yayılmam gerektiğini duyumsadım. İkinci seçeneği yapıp, sanki Louie Anderson'ın okul otobüsünden inerken ki attığı adımlar gibi attım adımlarımı kumlu bir bölgeye. Yavaşça ve usulca ilerledim, buranın yerlilerinin "şezlong" adı verdiği nesneye doğru (Evvelden beri "tuhaf" bulmuşumdur bu ismi.). 03.34. Ve bir anda:"Eve geçip filmini izlesene ahmak!" diye söylendim kendi kendime. Neticede öyle de yaptım. Zaten ne bekliyordum ki böyle bir yerde, böyle bir zamanda, böyle bir durumda?!
Written By Taylan Özgür Coşkun
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder